Ey Deli Yürekli Savaşçı

Başarmak istediklerin için tek başına çok çalışmak yetmez. İlkeler yaratmalısın kendine ve disiplini, kusursuz bir biçimde bu ilkeleri yönetmeye koşmalısın.

Dahası beyaz kısraklı nöbetçiler dikmelisin her bir cephesine, o ilkeleri yıkıp geçmeye şahlanacak bin türlü insanca zaaflara karşı.

Fütursuzca koşmak seni yormaktan ve yetiştirmeye çalıştığın her şeyi geciktirmekten başka bir işe yaramaz.

Beceri, aynı anda kaç şeyi kotardığın değil, ne kadar sadeleşebildiğin gerçeğinde saklı. Özgürlüğün güvenle ve sürekli seninle kalmaya başladığında anlayacaksın.

Açık denizde seyir halindeyken, esas patron rüzgârın ta kendisidir. Süratle ilgili bütün mesele de iskotayı akıllıca kullanabilmekle ilişkilidir.

Sabretmek, hiçbir şey yapmadan öylece beklemek demek değildir ama sesleri duyabilmek için de dipten gelen akıntıyı beklemek gerekir, bu bekleyişi sağlayabilmek içinse sığ suların hercai köpürüşlerini ertelemek gerekir.

Bazen de giderek değil durarak yol alınır!

En çok istenilen şey hep zaman alır. Birden oldu sanılan, geriye dönük nice zamanların neticesidir. Ya da aslında henüz olmamış olandır. Zaman görecelidir. İstenilenin olmasını beklerken ağır, olduğunda hafiftir. İyi, her zaman en çok istenilenin tarifi değildir. En iyi ise, istenilenin neden olmadığının cevabını bir türlü bulamadığın yerdeki hazinede saklıdır.

Mutsuz insanların ne çok kendi dünyalarında yaşadıklarını düşün. “Günaydın”, “İyi akşamlar” bir de “Çok yaşa, iyi yaşa” deme alışkanlığı olmayan insanların aslında çok yalnız olduklarını görebiliyor musun?

Bir sürüsü var da, esas ben çok sonradan, her şeyi dönüştüren neyi keşfettim biliyor musun?

“Yoruldum, bıktım, tükendim artık, her şeyi bırakıp alıp başımı gitmek istiyorum,” diye isyan ettiğimiz bir anda ilk sesimizi duyanın, “Beni de götür,” diyen cevabında anlayışsızlığın değil, var oluş nedenimizin saklı olduğunu…

Her karşılaşma, yeni bir öğretinin ana kucağıdır. İster neşe ister keder, ister ferahlık ve huzur, ister çatışma ve sancı, her ne ile selamlaşırsan selamlaş, birlikte yürüyerek varman beklenen yerde seni her daim saf sevgi ve mutlak sevinç bekler. Mesele malum, iç savaşı başlatacak oku atmak ya da atmamak.

Şimdi sorarım sana ey deli yürekli savaşçı, hazır mısın sıradaki büyük dönüşüme? Ya da dur, ses etme sen ki derin uykusu bölünmesin çakırkeyif korkularının. Var mısın bu defa gafil avlayıvermeyi onu? Ki bol vaktin kalsın layıkıyla savaşmaya…

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir