Çocuk Kitapları Okuyoruz

Çocuk Kitapları Okuyoruz

Birlikte çocuk kitapları okuyoruz! Neden mi? Çünkü içimizdeki iyiyi, güzeli, adil ve gerçek olanı çıkartabilmek için çocuk dünyasının saflığında gizli hayal âlemlerine kanatlanmaya ihtiyacımız var…

Bu atölye yetişkinler için planlanmıştır. Çocuklar için değil. Buluşma günlerimiz, oluşan çalışma gruplarına göre hafta içi ya da hafta sonu, haftada bir kez, çay, kahve ve kurabiyeler eşliğinde verilen kısa aralarla birlikte toplam iki saatlik okuma süresi olarak devam eder.

Peki, ne yapacağız bu atölyede?

İçimizdeki çocukla bağ kuracağız…

Küçük Prens, Çocuk Kalbi, Sevgi Masalı, Bitmeyecek Öykü, Mutlu Prens, Şeker Portakalı, Bülbül ve Gül, Küçük Kara Balık gibi çok sayıdaki çocuk klasikleri arasından seçilmiş öyküleri/romanları birlikte okuyacağız. Okurken elimizdeki kitapta, bizi etkilediği için altını çizdiğimiz satırlardan konuşacağız. İçimizde yazar olanlar varsa belki ilerleyen zamanlarda onlar bizimle kendi öykülerini paylaşabilecekler. Ya da okuma süresinde edinilen ilhamla ilk kez bir çocuk kitabı yazmak isteği duyan kişiler için harika bir fırsat doğacak!

*Bu atölye, Aralık 2019’da başlayacak olup Nisan 2020 sonuna kadar devam edecektir.

*Kayıt ve sorularınız için bana e-posta yoluyla ulaşabilirsiniz: iremyerlikaya@gmail.com

“Düşünüyordum kendi kendime: Tam bir çekirdekle eksik bir ağaç arasındaki fark; tam çekirdeğin çıkmaza girdiği ve değişmediği takdirde çürüyeceği, eksik ağacın ise önünde çok parlak bir geleceğinin olduğuydu. Her saniye her şey değişiyordu. Bu değişimler üst üste gelince ve belirli bir aşamaya varınca artık bunun o eski şey olmadığını, bambaşka bir şey olduğunu hissederiz. Örneğin ben artık bir çekirdek değil bir ağaç şeklini almıştım. Minik köklerim ve gövdem, filizlerim, sarı sarı yaprakçıklarım vardı. İki çenek yaprağım arasına, başımın üstüne toplamıştım bunları ve sürekli boy atıyordum. Topraktan çıktığım vakit yaprakçıklarımı güneşe tutmak istiyordum. Böylece güneş yapraklarıma yeşil renkler verecekti. Bol tomurcuklu, sulu şeftalileri ve çiçek dalları olan bir şeftali ağacı düşü kuruyordum. Küçücük bir ağaçtım, yine de önümde parlak bir gelecek vardı!”

Samed Behrengi
-Bir Şeftali Bin Şeftali-


“Bastian, Mücevher’in arka yüzündeki yazıyı göstermişti aslana. “Bu ne anlama gelebilir?” diye sordu. “NE İSTİYORSAN ONU YAP. Sence bu canımın istediği her şeyi yapabileceğim anlamına gelmez mi?”
Graögraman’ın yüzü birdenbire ürkütücü derecede ciddi göründü, gözleri de kor gibi yanmaya başladı. “Hayır!” dedi, o derin ve gürleyen sesle. “Bu gerçek istediğini yapmalısın demektir. Bundan daha zor hiçbir şey yoktur.”
Bastian, sarsılmış bir halde “Gerçek isteğim mi?” diye yineledi. “O ne?”
“Bu senin bile bilmediğin en derin gizindir.”
“Onu nasıl bulup çıkarabilirim peki?”
“Birinden ötekine geçe geçe, sonuncuya dek dilekler yolunu yürüyerek. Bu seni gerçek isteğine götürecektir.””

Michael Ende
-Bitmeyecek Öykü-


“Hatta henüz icat edilmemiş silahlar da insanoğlunun içindeydi. Yani, insan bir savaş alanıydı. Ceket, gömlek, pantolon ya da etek giymiş, kravat takmış, tıraş olmuş, kokular sürmüş bir savaş alanı. Gülümseyen bir savaş alanı. Öpen hatta okşayan, konuşan, susan, çiçekler alıp çiçekler veren bir savaş alanı… Peki, bir barış bahçesi olamaz mıydı aynı insan? Şöyle, güllerin kuş cıvıltılarına, kuş cıvıltılarının güllere karıştığı, mutlu yüzlerle dolu rengârenk bir barış bahçesi?”

Hasan Ali Toptaş
-Ben Bir Gürgen Dalıyım-


“Yalnızca evcilleştirdiğin şeyleri tanıyabilirsin,” dedi tilki, “insanların tanımaya ayıracak zamanları yok artık. Aldıklarını hazır alıyorlar dükkânlardan. Ama dost satan dükkânlar olmadığı için dostsuz kalıyorlar. Dost istiyorsan beni evcilleştir işte…”

“Evcilleştirmek için ne yapmalıyım?” diye sordu Küçük Prens

“Çok sabırlı olmalısın. Önce benden biraz ötede çimenlerin arasında oturacaksın. Şöyle. Ben seni göz ucuyla süzeceğim, sen ağzını açmayacaksın. Çünkü sözcükler, yanlış anlama kaynağıdır. Her gün biraz daha yakınımda oturursun.” Ertesi gün Küçük Prens yine geldi. “Hep aynı saatte gelsen daha iyi olur dedi tilki “sözgelimi öğleden sonra saat dörtte gelecek olursan ben saat üçte mutlu olmaya başlarım. Her geçen dakika mutluluğum artar. Saat dört dedi mi meraktan yerimde duramaz olurum. Mutluluğumun armağanını veririm sana. Ama gelişi güzel gelirsen içimi sana hangi saatte hazırlayacağımı bilemem.”

Antoine de Saint Exupery
-Küçük Prens-


“Kendimi yeryüzünün en talihsiz kişisi sayıyordum. Üzerinde İskoç meleklerinin resimleri bulunan likör şişelerini anımsıyorum. İçlerinden biri için “Bu benim,” demişti Lala. Gloria bir başkasını göstermişti. Totoca bir üçüncüyü kendine ayırmıştı. Ya ben? Bana kala kala o en arkadaki, neredeyse kanatsız olan kalmıştı. Görüntüsü bile olmayan dördüncü İskoç meleği… Evet, ben hep sonuncuydum. Amazon yöresinde bir orman satın alacaktım, gökyüzüne değen bütün ağaçlar benim olacaktı. Üzerinde yığınla melek bulunan bir mağaza dolusu şişe satın alacaktım, kimseye bir kanat ucu bile vermeyecektim.”

Jose Mauro de Vasconcelos
-Şeker Portakalı-